
"Selam, bir süredir yazı yazmıyorum.
Normalde bir blog'um var, biliyorsunuz. Günlük olarak bir şeyler yazıyorum, bir şeyler ekliyor, hayatta gözlemlediğim şeyleri paylaşıyorum. Bazen uzun uzun yazılar oluyor, bazen kısa kısa metinler, şiirler yazıyorum.
Şiir yazmaktan kastım, şiiri tek başıma yazmak değil tabii ki. Bir yerden gördüğüm ve alıntıladığım şiirler, metinler veya yazılar oluyor.
Ve bu satırların buraya kadar gelmesinden ötürü fark ettim ki bu aktivite benim duygusal yükümü aşırı rahatlatıyor.
Fakat bir süredir yazmıyorum. Nedenini de bildiğimden değil tabii. Yazmayı isteyip çoğu şeyden kaçıyorum, duygularımın bana yük olmasını erteliyorum. E tabii, bilmemize rağmen içimize atmak, gün geçtikçe büyüyen koca bir çığ haline geliyor. Birileriyle bir şeyler paylaşmaya veya buraya yazmaya o kadar ihtiyacım olmasına rağmen neden bundan kaçıyorum, bilmiyorum.
Hatta bunları yazarken bir şey daha fark ettim: Çoğu insan bu konuşmayı ve bu dertleşmeyi yapamıyor. Yani içindeki bir öfkeyi, nefreti, belki de duygu birikimini konuşarak anlatamıyor. Bazen bir şeyleri tamir ederek, bazen arkadaşlarıyla çay içerken sohbet ederek, bazen de farklı şekillerde yapıyor bunu.
Ben bir süredir bunun konuşarak çözülmesi gereken bir şey olduğunu düşünüyordum.
Konuşarak veya konuşularak derken, insanın sadece kendi içindekileri başka birine dert yanarak veya onunla sohbet ederek çözebileceğini sanıyordum. Ta ki beş dakika öncesine kadar.
E tabii, bir yandan da biliyorum ki büyüklerimiz ve eski zamanlardaki insanlar masallarla, şiirlerle, kitaplarla bu tarz sorunlarını çözebilmiş.
Sanırım buna da bir nevi evrim diyebiliriz.
Ben konuşmayı, birilerine bir şeyler anlatmayı ve her şeyimi paylaşmayı çok seven biriyim. Evet, her ne kadar dilimin kemiği olmadığını düşünseniz de siz benim yeni çevremsiniz. Ben her şeyi en yakın arkadaşlarıma anlatarak büyüdüm. Ve bundan hiç zarar görmedim.
Şimdi sizin gibi kalpsiz insanların yanında sik sik şeyleri dahi konuşurken kalbimin kırılabileceğini düşünmediğim için kendimden tabii ki özür diliyorum.
Neyse...
Her zamanki gibi sizi de eleştirip kötülediğime göre, gerçekten kişiliğimi koruyarak patlamadan devam ettiğimi anlayabildik. Buradan da gördüğümüz gibi.
Bugün konuşmak istediğim şey, resmin başında olduğu gibi tabii ki hislerim.
Bunu bir günlük edasıyla yazmak ne kadar doğru, emin olun bilmiyorum. Fakat gönlüm nasıl isterse o şekilde yazmak istiyorum.
Sanırım yine yarım saat öncesine kadar farkında olmadığım bir düşüncenin varlığını kafamda oturttum.
Düşünce şu:
Ne kadar sağlam olduğunu düşündüğümüz, ne kadar çok eğlenebileceğimizi bildiğimiz ve ortak noktalarımızın ardı ardına kesilmeyeceği ilişkiler kurmaktan keyif alsak dahi, bunların bizi aldığımız keyiften daha fazla yaralayabileceğini bilmeliyiz.
Yani söylemek istediğim şey şu: Çok tatlı bulduğunuz ve çok keyif aldığınız bir arkadaşlık ilişkisinin sizi normal bir arkadaşlıktan daha fazla yaralayabileceğini bilmemiz gerek.
Çünkü size karşı hata yapması en zor insan olduğunu düşündüğünüz veya ortalama bir arkadaşlıktan fazlasını alabildiğiniz arkadaşlarınız, sizi aynı derecede hatalarının minikliğiyle değil, büyüklüğüyle yaralar.
Sizi basit bir insan maksimum şekilde yaralasa bile, o insanı koyduğunuz yer her zaman belli bir noktada olduğu için, o insanın size yapacağı veya yapmaktan çekineceği hatalar tamamen belli sınırlar içerisindedir.
Fakat sizi tanıyan, sizi yaralayacağı noktayı bilen insan, dilinin kemiği olsa dahi sizi çok daha fazla yaralayacaktır.
Basit bir denkleme sığdırıp sunarsak, size normal bir arkadaşınızın verdiği hediye ile çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın verdiği hediye bir değildir. Aynı şekilde, normal biri tarafından size alınmamış bir hediye, sizi düşünmesini istediğiniz kişiden bekleyip alamadığınız bir hediyeden daha az zarar vericidir.
Beklentiler mi dersin, yoksa birini karşılıksız sevmeye alışmanın verdiği rahatın bozulması mı dersin, bilmiyorum.
Bunun kimyası ne yönde ve iskeleti ne şekilde kuruluyor, bilmiyorum.
Bilmek de istemiyorum. Çünkü çok sevdiğim insanların bana hata yapma olasılığının olması bile beni gerçekten son zamanlarda çok fazla bunaltıyor.
Biriyle tartışmaktan, konuşmaktan, kavga etmekten çok yoruluyorum. Bir şeyi çözmeye enerjimin olduğunu dahi düşünmüyorum.
İstemediğimden değil. Eğer gerçekten istersem bir şeyi çözmekten veya bir karmaşanın içine girmekten kaçmadığım anlar olduğunu biliyorum.
Fakat şu anki durum bu.
Sudan sebepleri konuşmaktan çok sıkıldım.
Sadece dinlenmek istiyorum."

Der Anfang ist das Ende und das Ende ist der Anfang.